Yazı Detayı
22 Şubat 2026 - Pazar 08:47
 
Kur’ân-ı Kerîm: 21. Asra Nefes Aldıracak Hayat Kitabı ve Nizamı İnsan, Cemiyet ve Medeniyet İçin Fıtrata En Uygun Yol
Ahmet Ziya İbrahimoğlu
aziyaibrahimoglu@gmail.com
 
 

Kur’ân-ı Kerîm: 21. Asra Nefes Aldıracak Hayat Kitabı ve Nizamı
İnsan, Cemiyet ve Medeniyet İçin Fıtrata En Uygun Yol

 

Kaybolan İstikamet ve Yeniden Yöneliş İhtiyacı
 

İnsanlık, 21. asra büyük bir ilerleme iddiasıyla adım atmıştır. Bilgi katlanarak çoğalmış, imkânlar sınır tanımaz biçimde genişlemiş, mesafeler adeta yok olmuştur. Fakat bu göz kamaştırıcı maddî birikim, insanın iç huzurunu, emniyet duygusunu ve varlık sebebini güçlendirmek bir yana, tam tersine derin bir boşluk ve gerilim üretmiştir. Bugün fert, kalabalıkların ortasında yapayalnız; cemiyet, bitmek bilmeyen gürültü ve koşuşturma içinde istikametsiz bir hâlde savrulmaktadır. İlerleme söylemi her yanı sarmışken, hayatın anlamı soluklaşmış; “Niçin yaşıyoruz?” sorusu cevapsız, yürekleri kemiren bir yara hâline gelmiştir.
Bu tablo, sadece ahlâkî bir çöküşü değil; düşünce, iktisat, siyaset ve idare alanlarında köklü bir bunalımı da gözler önüne sermektedir. Modern düzenler, insanı merkeze aldıklarını yüksek sesle ilan ederken, aslında onu parçalara bölmüş; bedeni bir yana, aklı bir yana, vicdanı ise çoğu zaman tamamen dışarıda bırakmıştır. Ortaya çıkan insan tipi, maddeten güçlü fakat manen huzursuz; zengin fakat tatminsiz, doyumsuz bir varlıktır.
İşte tam bu karanlık tabloda Kur’ân-ı Kerîm, çağlar üstü, eşsiz hitabıyla yeniden dikkatle okunmayı, derinlemesine düşünülmeyi ziyadesiyle hak etmektedir. Çünkü Kur’ân, yalnızca ibadet kurallarını ihtiva eden dar bir metin değil; insanı, hayatı ve bütün kâinatı bir bütün hâlinde kuşatan, kapsamlı ve hayat veren bir kitaptır.[^1] Sunduğu nizam, geçmişte olduğu gibi bugün de insan fıtratının en derin ihtiyacına seslenme kudretini taşımakta; kalplere ferahlık, akıllara berraklık, cemiyete adalet vaat etmektedir.
Bu çalışma, Kur’ân-ı Kerîm’in 21. asır insanına nasıl gerçek bir nefes aldırabileceğini; fertten cemiyete, ibadetten idareye uzanan o muhteşem bütünlük içinde, adım adım ortaya koymayı amaçlamaktadır.


I. Kur’ân-ı Kerîm’in Hayata Bakışı: Parçalı Değil Bütüncüldür
 

Kur’ân-ı Kerîm, insanı yalnızca “inanan” bir varlık olarak değil; aynı zamanda düşünen, özgür iradesiyle tercih eden ve ağır bir emanetin taşıyıcısı olan sorumlu bir kul olarak tanımlar.[^1] Bu eşsiz bakış açısı, insan hayatını din–dünya, beden–ruh, ibadet–çalışma gibi suni ayrımlara hapsetmez; bilakis bütün bu alanları tek bir ilâhî istikamet altında birleştirir, anlamlı bir bütün hâline getirir.
Modern düşünce ise insanı çoğu zaman bir “rol yığını”na indirgemiştir: İş yerinde çalışan, evde tüketen, sandık başında oy veren mekanik bir varlık… Kur’ân-ı Kerîm ise insanı her hâlükârda Allah’a karşı sorumlu bir kul olarak konumlandırır; bu sorumluluk, hayatın en ufak detayını bile kapsar, hiçbir alanı dışarıda bırakmaz.
İbadet, Kur’ân’da yalnızca belirli vakitlere sıkışmış bir ritüel değildir; hayatı disipline sokan, insanı terbiye eden, ona yön ve ölçü veren bir yol, bir nizamdır. Çalışmak, kazanmak, yönetmek, hükmetmek; bütün bunlar ahlâk ve adalet ölçüsüyle kayıt altına alınmıştır. Böylece insan, hem özgürlüğün tadını çıkarır hem de başıboşluktan, anlamsızlıktan korunur.
Kur’ân’ın bu bütüncül bakışı, iç dünya ile dış davranış arasında hiçbir kopukluğa meydan vermez. Kalp ile amel, niyet ile hareket daima iç içedir. Bu denge bozulduğunda insan ya şekilci bir dindarlığa ya da tam bir başıboşluğa savrulur; her iki uç da fıtrata yabancıdır.


II. İbadetler: Hayatı Dağıtan Değil, Toparlayan Bir Düzen


İbadetler, çoğu zaman yalnızca âhirete yönelik yükümlülükler gibi dar bir çerçevede algılanır. Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’in ortaya koyduğu ibadet anlayışı, insan hayatını disipline eden, ona ölçü kazandıran, ruhunu dirilten ve varlığını toparlayan muazzam bir yapıdır.

Günde beş vakit namaz, insanı günün akışı içinde kesintisiz bir muhasebeye, tefekküre ve yön tayinine davet eder. Sabah namazı gün daha başlamadan istikamet çizer; öğle ve ikindi namazları dünya meşgalesinin ortasında dengeyi hatırlatır; akşam ve yatsı namazları ise günün hesabını verme, nefsi murakabe etme vaktidir. Bu süreklilik, insanı nefsin savrulmalarına karşı daima uyanık ve diri tutar. Namaz aynı zamanda bedene zorunlu hareketi, ruha derin bir sükûnet ve huzuru bir arada bahşeder.
Yılda bir ay tutulan oruç, salt aç kalmak değildir; iradeyi terbiye eder, sabrı öğretir, nimetlerin kıymetini yeniden hatırlatır. İnsan, sahip olduğu her şeyin gerçek sahibini idrak eder; isteklerin sınırsız olmadığını, nefsin taşkınlığını törpülemeyi öğrenir. Böylece hem kendi iç dünyası arınır hem de başkalarının hâli, yoksulların açlığı daha derinden kavranır.
Zekât ve infak ise malı kutsallaştıran modern anlayışın tam zıddıdır. Servet, biriktirilmesi gereken bir put olmaktan çıkar; paylaşılması, dolaşıma sokulması gereken bir emanet hâline gelir. Bu düzen, cemiyet içinde sosyal uçurumların derinleşmesini önleyen en güçlü, en köklü teminattır.


III. Günlük, Haftalık ve Yıllık Akışta İlâhî Ölçü


Kur’ân-ı Kerîm’in getirdiği nizam, insan hayatını başıboş ve zamansız bırakmaz. Günlük vakitler, haftalık toplanmalar ve yıllık ibadetler; hayatın ritmini ilâhî bir ölçüye bağlar, insana hem düzen hem de mana kazandırır.
Cuma namazı, ferdî ibadeti cemiyet şuuruyla buluşturur; insan yalnız olmadığını, aynı kıbleye yönelen büyük bir ümmetin parçası olduğunu derinden hisseder. Bayramlar sevinci ortaklaştırır, kalpleri birleştirir; ayrışmayı değil, kaynaşmayı, kardeşliği besler.
Hac ise hayatın merkezine Allah’ı koymanın en çarpıcı, en muhteşem tezahürüdür. Farklı diller, renkler, coğrafyalar bir araya gelir; aynı ihram, aynı telbiye, aynı yönelişle eşitlenir. Bu eşsiz manzara, üstünlüğün ne güçte ne servette değil, yalnızca takvada olduğunu insanlığa fiilen öğretir.
Bütün bu ibadet düzeni, insanı yormak için değil; dağılmasını, parçalanmasını önlemek içindir. Kur’ân-ı Kerîm, insanın sınırlarını, zayıflıklarını en iyi bilen bir Rabbin kelâmıdır. Bu sebeple koyduğu ölçüler, insan tabiatına yabancı değil; ona en uygun, en merhametli olandır.


IV. İdare ve Adalet: Güce Değil Emanete Dayalı Bir Anlayış


Kur’ân-ı Kerîm’de idare, güç kullanma imtiyazı değil; son derece ağır bir emanettir.[^5] Hükmetmek, üstünlük kurmak için değil; adaleti ayakta tutmak, hakkın hâkimiyetini sağlamak içindir. Bu bakış, yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkiyi kökten dönüştürür: Yönetici ayrıcalıklı bir sınıf değil; hesap verme yükü daha ağır olan bir kuldur.

Modern siyaset düzenleri iktidarın meşruiyetini çoğu zaman sandıktan alır; fakat sandık, adaletin ta kendisi değildir. Kur’ân-ı Kerîm ise adaleti çoğunluğun geçici iradesine değil, değişmez hak ölçüsüne bağlar.[^4] Hakkın ölçüsü kıyamete kadar sabit olduğu için adalet de zamana, şartlara, kişilere göre eğilip bükülmez.
Kur’ân’da zulüm, yalnızca açık baskı ve şiddet değildir. Hakkı yerinden etmek, emaneti ehline vermemek, ölçüyü bozmak da en büyük zulüm sayılır. Bu sebeple idare, yalnızca siyasî bir mesele değil; derin bir ahlâkî imtihandır.
Nebevî uygulama, bu anlayışın en canlı, en mükemmel tezahürüdür. Devlet başkanı olan bir peygamberin, sıradan bir fertle mahkemede yan yana durması; yöneticinin dokunulmaz olmadığını, adaletin şahıslara değil ilkeye göre işlediğini bütün insanlığa öğreterek ders verir.


V. İktisat Anlayışı: Biriktiren Değil Dolaştıran Servet


Kur’ân-ı Kerîm, malı ne kötüleyen ne de kutsallaştıran dengeli, hikmetli bir orta yol tutar. Mal, insanın imtihan vasıtasıdır; amaç hâline geldiğinde hem insanı hem cemiyeti bozar, emanet şuuruyla kullanıldığında ise bereket ve huzur doğurur.
Modern iktisat düzenleri sınırsız büyümeyi, sonsuz tüketimi hedef edinmiş; bu uğurda insanı ve tabiatı tüketmiştir.[^2] Kur’ân-ı Kerîm ise dengeyi, ölçüyü esas alır. Kazanç helâldir; fakat israf, tekelcilik, ölçüsüzlük kesinlikle yasaktır.
Faizin yasaklanması, yalnızca dinî bir hüküm değil; cemiyeti koruyan, adaleti sağlayan derin bir tedbirdir. Faiz, emeği değil sermayeyi merkeze alır; risk almadan kazancı meşrulaştırır. Böylece zengin daha zengin, yoksul daha bağımlı olur. Kur’ân-ı Kerîm bu çarpık düzenin kökünü kesmeyi, servetin adil dolaşımını hedefler.
Zekât, bu anlayışın tamamlayıcı, vazgeçilmez unsurudur. Servetin belirli ellerde donmasını, birikmesini engeller; toplumun geneline akmasını, bereketlenmesini sağlar. Böylece zenginlik, haset ve düşmanlık değil; dayanışma, güven ve kardeşlik üretir.

Bu iktisat anlayışı, ne vahşi rekabeti ne de tembelliği teşvik eden suni eşitlemeyi sunar. Çalışmayı yüceltir, paylaşmayı emreder, hırsı dizginler; insana hem dünya hem âhiret saadeti vadeder.


VI. Cemiyet Düzeni: Onur, Sorumluluk ve Kardeşlik


Kur’ân-ı Kerîm’in cemiyet anlayışında insan, ne tamamen yalnız bir fert ne de kalabalık içinde eriyen bir gölgedir. Her fert, hem kendi sorumluluğunu taşır hem de başkalarına karşı vazifeli ve yükümlüdür.[^3]
Irk, soy, renk, mevki hiçbir zaman üstünlük sebebi değildir. Üstünlük yalnızca ahlâk ve takva ile ölçülür.[^4] Bu ilâhî ölçü, cemiyet içinde doğal, adil bir denge kurar; güçlünün zayıfı ezmesine, zenginin yoksulu hor görmesine asla izin vermez.
Aile, bu düzenin en sağlam temel taşıdır. Kur’ân-ı Kerîm, aileyi geçici bir birliktelik değil; nesli, merhameti, terbiyeyi ve ahlâkı koruyan mukaddes bir ocak olarak görür. Ailenin çözülmesi, cemiyetin dağılması, maneviyatın çökmesi demektir.
Komşuluk, akrabalık, yetim hakkı gibi hususlar Kur’ân’da ısrarla, tekrar tekrar vurgulanır. Bu vurgular, cemiyetin yalnızca soğuk kanunlarla değil; sıcak vicdan ve merhametle ayakta durduğunu gösterir. Kanunlar dış düzeni kurar; asıl huzuru, güveni ve kardeşliği ise ahlâk sağlar.

Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm, insanı yalnızca hak talep eden değil; aynı zamanda vazife ve sorumluluk taşıyan bir varlık olarak inşa eder. Hak talep edip vazife üstlenmeyen cemiyetler, er ya da geç yıkılmaya mahkûmdur.


VII. Nebevî Uygulama: Hayatın Tamamına Şâmil Doğal Bir Ölçü


Kur’ân-ı Kerîm, hayata yön vermeyi nazari ilkeler hâlinde bırakmamış; bu ilkeleri yaşayan, nefes alan bir örnek üzerinden insanlığa sunmuştur.
Nebevî uygulama, Kur’ân’ın hayattan kopuk bir ideal değil; yaşanabilir, insan
tabiatına en uygun nizam olduğunun en parlak delilidir
.1

Resûlullah’ın (s.a.v.) hayatı incelendiğinde, ibadet ile gündelik meşguliyetler arasında en ufak bir kopukluk görülmez. O, mescidde imam, evinde eş ve baba, çarşıda tüccar, savaşta kumandan, barışta ümmetin başkanı ve hakemdir.
Bu çok yönlülük, Kur’ân’ın insanı tek bir role hapsetmediğini, hayatın bütün alanlarını kucakladığını gösterir.

Nebevî ölçüde hiçbir aşırılık yoktur. İbadet bedeni tüketen bir yük hâline getirilmemiş; dünya işleri de kutsallaştırılmamıştır. Dinlenmek, gülmek, aileyle vakit geçirmek hayatın tabii, güzel parçaları olarak kabul edilmiştir. Bu eşsiz doğallık ve sadelik, insan fıtratına tam uygunluğun en güçlü, en canlı şahididir.

Resûlullah’ın (s.a.v.) yönetim anlayışı da aynı sadelik, adalet ve merhamet çizgisini taşır. Gösterişten uzak, israftan kaçınan, halka mesafeli değil iç içe olan bir idare tarzı… Bu tavır, yöneticinin ulaşılmaz bir figür değil; örnek bir emanetçi, hizmetkâr bir kul olması gerektiğini bütün insanlığa öğretir.


VIII. Modern Dünyanın Çıkmazları ve Kur’ân-ı Kerîm’in Açtığı Ufuk


Günümüz dünyası, insanı merkeze aldığını iddia ederken aslında onu anlamdan, maneviyattan ve fıtrattan koparmıştır.2 Özgürlük söylemi her yanı sarmış; fakat insan nefsinin, arzuların ve tüketim çılgınlığının esiri hâline gelmiştir. Maddi refah zirveye çıkmış; manevi huzur, iç selamet ise dipte seyretmektedir. İletişim araçları ışık hızına ulaşmış; kalpler arasındaki mesafe ise hiç olmadığı kadar büyümüştür.
Demokrasi, insanı kul olmaktan kurtardığını iddia ederken onu çoğunluğun geçici heveslerine, baskısına açık bırakmıştır. Hukuk, güçlüyü sınırlamak yerine çoğu zaman ona kılıf üretmiştir. İktisat düzeni, gerçek ihtiyaçları karşılamak yerine iştahları, hırsları kışkırtmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm ise insana bambaşka, eşsiz bir yol teklif eder: Kula kul olmaktan kurtaran, fakat başıboşluğa da asla izin vermeyen bir yol. İnsanı yalnızca Allah’a kul yaparak, insanın insana tahakkümünü kırar; böylece gerçek, köklü hürriyet doğar.

Ebediyet fikri bu nizamın tam merkezindedir. Hayat, geçici hazlara, anlık lezzetlere sıkıştırılmaz. Dünya, âhiretin tarlası olarak görülür; her amel, her niyet bir tohumdur. Bu bakış, insanı hem derin bir sorumluluk bilinciyle donatır hem de sonsuz bir umut ve ferahlıkla doldurur. Ölüm, yok oluş değil; hesap ve adalet kapısıdır.
Kur’ân-ı Kerîm, modern dünyanın bir türlü üretemediği o muhteşem dengeyi sunar:

Güç ile merhamet,
Özgürlük ile sorumluluk,
Dünya ile âhiret

aynı ilâhî çizgide, kusursuz bir ahenkle buluşturulur.


Sonuç: 21. Asır İçin Yeniden Yöneliş Çağrısı


Kur’ân-ı Kerîm, geçmişte kalmış eski bir hitap değil; her çağda, her asırda insanın yolunu aydınlatan, kalbine ferahlık veren ebedî bir hayat kitabıdır. Sunduğu nizam, insanı zorlayan, ağırlaştıran değil; dağılmaktan, parçalanmaktan, mânen boğulmaktan koruyan merhametli bir ölçüdür.
Bugün yaşanan derin buhranlar, Kur’ân’ın hayata müdahil olmasından değil; bilakis hayattan sistemli bir şekilde dışlanmasından kaynaklanmaktadır. İbadeti dar bir alana hapseden, ahlâkı göreceli hâle getiren, adaleti güç ve çoğunlukla ölçen anlayışlar insanı yormuş, tüketmiş, mânen çökertmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm ise insanı yeniden toparlamayı, diriltmeyi hedefler:

Kalbini imanla nurlandırır,

Aklını hikmetle berraklaştırır,

Hayatını adaletle, merhametle ve anlamla inşa etmeyi teklif eder.

  1. asrın insanı için asıl, en hayatî soru şudur:
    Daha fazla imkân, daha çok tüketim mi arıyoruz; yoksa doğru, dosdoğru bir istikamet, kalıcı bir huzur ve insan onurunu koruyan gerçek bir hayat mı?


Eğer aranan şey huzur, denge, adalet ve insanlık onurunun yeniden ihyası ise; bu yol, hâlâ ve daima Kur’ân-ı Kerîm’in gösterdiği eşsiz yoldur.

 

06.02.2026 – Üsküdar


Dipnotlar:


[^1]: Toshihiko Izutsu, Ethico-Religious Concepts in the Qur’an, McGill University Press, 1966. Japon asıllı mühtedi âlim Toshihiko Izutsu’nun bu eseri, Kur’ân’daki ahlâkî ve dinî kavramları derin bir semantik analizle inceler. Izutsu, Kur’ân’ın Allah’ı ahlâkî bir varlık olarak tasvir ettiğini ve insanın ahlâkî sorumluluğunu bu temele dayandırdığını vurgular; böylece Kur’ân’ın bütüncül insan ve hayat anlayışının temel taşlarını ortaya koyar.
[^2]: Fazlur Rahman, Islam and Modernity: Transformation of an Intellectual Tradition, University of Chicago Press, 1982. Fazlur Rahman bu eserinde, İslâmî düşünce geleneğinin modern çağda yeniden yorumlanması gerektiğini savunur. Kur’ân’ın ruhuna sadık kalarak teoloji, ahlâk ve eğitimde dönüşüm önerir; modern dünyanın meydan okumalarına karşı İslâm’ın dinamik ve canlı bir cevap verebileceğini gösterir.
[^3]: Marshall G. S. Hodgson, The Venture of Islam: Conscience and History in a World Civilization, University of Chicago Press, 1974 (3 cilt). Hodgson, bu kapsamlı eserinde İslâm medeniyetini dünya tarihindeki yerine oturtur; İslâm’ın vicdan, ahlâk ve medeniyet inşasındaki eşsiz rolünü vurgular. Eurocentrik tarihyazımına karşı İslâm’ın evrensel katkılarını ortaya koyar; Nebevî uygulamanın ve İslâm cemiyet düzeninin tarihî derinliğini aydınlatır.
[^4]: Seyyid Kutub, İslâm’da Sosyal Adalet, çev. M. Ergin, İstanbul, 1980 (Orijinal: Social Justice in Islam). Seyyid Kutub’un bu klasik eseri, İslâm’ın sosyal adalet anlayışını bütün boyutlarıyla ele alır. Irk, sınıf ve servet ayrımını reddeden, takvayı üstünlük ölçüsü yapan Kur’ânî çerçeveyi vurgular; modern dünyada sosyal adaletin ancak İslâmî nizamla gerçekleşebileceğini savunur.
[^5]: Wael B. Hallaq, The Impossible State: Islam, Politics, and Modernity’s Moral Predicament, Columbia University Press, 2013. Wael Hallaq bu eserinde, modern devletin yapısal özelliklerinin İslâm’ın şeriat temelli yönetim anlayışıyla bağdaşmadığını savunur. İslâm’ın ahlâk merkezli “paradigmatik şeriat”ını modern devletin egemenlik ve sekülerlik ilkelerine karşı koyarak, İslâmî idarenin emanet ve adalet esaslı özünü derinlemesine analiz eder.

Ahmet Ziya İbrahimoğlu kimdir?

https://www.bncmedyahaber.com/biyografi-ahmet-ziya-ibrahimoglu-kimdir-17.html

 

 
Etiketler: Kur’ân-ı, Kerîm:, 21., Asra, Nefes, Aldıracak, Hayat, Kitabı, ve, Nizamı, İnsan,, Cemiyet, ve, Medeniyet, İçin, Fıtrata, En, Uygun, Yol,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı