Haber Detayı
08 Şubat 2026 - Pazar 00:31
 
TOPLUMSAL YOZLAŞMAYA KARŞI MANEVİ DEĞERLER UYARISI
Hukukçu akademisyen Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy, toplumsal yozlaşma ve ahlaki çözülmeye karşı manevî değerlerin ve karakter eğitiminin önemine dikkat çekti. Atasoy, Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nda vurgulanan “Türk Milletinin yüksek karakteri”nin korunmasının, toplumsal huzur ve millî birlik için temel bir gereklilik olduğunu belirterek; din ve ahlak eğitiminin Anayasa ve uluslararası hukuk çerçevesinde, pedagojik esaslara uygun biçimde verilmesi gerektiğini ifade etti.
- Haberi
TOPLUMSAL YOZLAŞMAYA KARŞI MANEVİ DEĞERLER UYARISI

TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE AHLAKİ ÇÖZÜLME KARŞISINDA MANEVİ DEĞERLERİMİZİN KORUNMASI VE İNANÇLARIMIZIN ÖNEMİ

 

Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY

Hukukçu Akademisyen


GİRİŞ:
 

Değerli okuyucu, yaşadığımız şu son günlerde yazılı, görsel ve sanal medyaya yansıyan; kamuoyunu ve vatandaşlarımızı ciddi şekilde rahatsız eden bir toplumsal yozlaşma ve hiç umulmayan kişiler üzerinden maddi ve manevi bir ahlaki çözülme olgusu ve haber furyası ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktayız. Neden bu hâle geldik ve çaresi ne olabilir soruları, geleceğimizin huzurlu ve mutlu toplumunu arzu eden ve düşleyen her aydınımızı, Devletimizin kurumlarını ve görevli, yetkili kişileri ilgilendirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini en sağlam temeller üzerinde yapılandırma gayret ve çabasını ortaya koyan Atatürk’ün, bizzat kendi hayatının, önderi olduğu toplumun değer, tecrübe ve gözlemlerinden süzülüp gelen ve Cumhuriyetimizin ilanının 10. yılı münasebetiyle “Onuncu Yıl Nutku”nda açıkladığı; geleceğimiz için çok önemli bir yapı taşı olarak ortaya koyduğu esas ve değerleri hatırlatmayı önemli bir sorumluluk ve kadirşinaslık olarak dile getirmeyi arzu ediyoruz.


I- ATATÜRK’ÜN “ONUNCU YIL NUTKU” IŞIĞINDA MANEVİ DEĞERLERİMİZİN VE KARAKTER EĞİTİMİNİN ÖNEMİ


Atatürk, “Onuncu Yıl Nutku”nda Türk Milletinin geleceğe yönelik hedeflerini açıkladıktan sonra, Türk Milletinin tarihten gelen özelliklerini veciz bir şekilde ve tam bir vukufla şöyle dile getirmektedir:

“Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk Milletinin karakteri yüksektir; Türk Milleti çalışkandır; Türk Milleti zekidir. Çünkü, Türk Milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü, Türk Milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milletinin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.”
 

II- “TÜRK MİLLETİNİN KARAKTERİ YÜKSEKTİR”
 

Görülüyor ki Atatürk, Türk Milletinin özelliklerini sayarken belirttiği birinci ve ilk özellik, Türk Milletinin karakterinin yüksek oluşudur.
 

Karakter, bir kişi veya topluluğu diğerlerinden ayıran manevi vasıflarının tamamı, seciyesi, huy ve tabiatı olarak tanımlanmaktadır. Karakter, bir bireyin kişiliğini oluşturan davranış biçimlerini, kabul ve tepkilerini belirleyen sürekli duygusal niteliklerin tümü; bir kişi veya toplumu başkalarından ayıran temel özelliklerdir. Karakter, maddi ve manevi kişilik ve davranış özelliklerinin tamamını içine alan bir terimdir.
 

Atatürk, Türk Milletini yüksek bir karaktere sahip olarak buldu ve bu sağlam karakter ve kişilik yapısı üzerine “Millî Mücadele”yi ve Türk Milletini yüceltme azmini kurdu. Türk Milletinin karakterini belirleyen manevi özellikler ve değerler sayesindedir ki Türk Milleti var olma mücadelesini verdi, varlığını ve vatanını korudu ve bu günlere geldi.
 

Atatürk, Türk Milletinin karakterini oluşturan değerlerin ve özelliklerin sürekli olarak ve her türlü imkân ve vasıta kullanılarak korunması, beslenerek geliştirilmesi gerektiğini bir millî ülkü ve millî varlığımızın devamının şartı olarak ortaya koymaktadır.
 

Türk Milletinin tarihten gelen yetişme tarzı ve eğitiminden kaynaklanan yüksek karakter özellikleri korunmadığı; manası ve önemi kavranarak sürekli geliştirilmediği takdirde değişme ve yozlaşma istidadı gösterebilecektir. Türk Milletini geleceğe taşırken en çok üzerinde titrenmesi gereken husus; onun karakterini var eden şuur, iman, ahlak ve terbiyeden mahrum bırakılmamasıdır. Atatürk çok açık ve öz bir biçimde Türk Milletinin üstün karakterini oluşturan kültürel ve manevi değerlerinin korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını istemektedir.
 

Kişilik gelişiminin ve karakter oluşumunun en önemli insani ve toplumsal aracı olan düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü ile ilgili temel düzenlemeler Anayasamızda ve uluslararası hukukta açık olarak düzenlenmiş ve Devletin koruması altına alınmış bulunmaktadır.
 

Anayasamız, Türk Milletinin en önemli karakter özelliklerinden biri olan kutsal din duygusuna ve ahlaki özelliklere sahip vatandaşlarının, din kültürü ve ahlak eğitimi ve öğretimine yönelik haklarının, ihtiyaç ve taleplerinin dayanak ve teminatını oluşturmaktadır.
 

III- ANAYASAMIZDA VE ULUSLARARASI HUKUKİ METİNLERDE DÜŞÜNCE, VİCDAN VE DİN HÜRRİYETİNİN DÜZENLENMESİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
 

A. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA YER ALAN DÜZENLEMELER
 

Anayasamızda “Din ve Vicdan Hürriyeti”, Kişinin Hakları ve Ödevleri başlığını taşıyan kısımda 24. madde olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu maddeye göre: Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî ayin ve törenler serbesttir. Kimse dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz.
 

Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır.
 

B. ULUSLARARASI HUKUKİ METİNLERDE DÜŞÜNCE, VİCDAN VE DİN HÜRRİYETİNİN DÜZENLENMESİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
 

Birleşmiş Milletler “Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlüğün ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi (DİDDT)”nin (25 Kasım 1981) konu ile ilgili bazı maddeleri aşağıda belirtildiği gibidir:
 

Madde-1
 

  1. Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme ve din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme biçiminde açıklama özgürlüğünü de içerir.
     
  2. Hiç kimseye, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme özgürlüğünü zedeleyecek baskıda bulunulamaz.
     
  3. Bir kimsenin din ya da inançlarını açığa vurma özgürlüğü, ancak yasayla öngörülen ve kamu güvenliği, sağlığı ya da genel ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gereken sınırlamalara bağlı olabilir.
     

Madde-2

Hiç kimse, dinî ya da dilediği bir inancı açığa vurma özgürlüğünü zedeleyecek baskıda bulunamaz; Devlet, kurum, grup ya da kimse tarafından ayrımcılık konusu olamaz.

 

Madde-4
 

  1. Tüm Devletler, kişisel, ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamın her alanında insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, kullanılması ve bunlardan yararlanılması bakımından din ya da inanç gerekçesiyle yapılan ayrımcılığı önlemek ve kaldırmak için her türlü etkin önlemi alır.
  2. Tüm Devletler, gerekli olduğu her durumda böyle bir ayrımcılığı yasaklamak için yasalar çıkarmak ya da kaldırmak üzere her türlü çabada bulunur ve bu konuda din ya da başka inançlara dayalı hoşgörüsüzlükle savaşmak üzere tüm uygun önlemleri alır.
     

Madde-5
 

  1. Ana-babalar ya da duruma göre çocuğun yasal vasileri, aile yaşamını din ya da inancına göre ve çocuğa verilmesi gerektiğine inandığı manevi eğitimi göz önünde bulundurarak düzenleme hakkına sahiptir.
     
  2. Çocuk, ana-babasının ya da duruma göre yasal vasisinin istekleri uyarınca din ya da inanç konusunda eğitim görme hakkından yararlanır ve kendi çıkarları başta gelmek üzere ana-babasının ya da yasal vasisinin isteklerine karşı din ve inanç öğretimi almaya zorlanamaz.
     

İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 No’lu Protokol’ün (Roma, 1950) 2. maddesi eğitim ve öğretim hakkını düzenlemektedir. Buna göre:
“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.”

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi de “Din ve Vicdan Özgürlüğü”nü düzenlemektedir. Buna göre: Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile açıkça veya özel tarzda ibadet, öğrenim, uygulama ve tören yapmak suretiyle tek başına veya toplu olarak dinini ve inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
 

Din veya inancını açıklama özgürlüğü, demokratik bir toplumda ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan tedbirlerle ve kanunla sınırlandırılabilir.
 

Ayrıca, Avrupa Birliği “Temel Haklar Şartı”nın 10. maddesi de:

Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğünü, tek veya topluluk hâlinde, özel olarak ya da topluluk önünde din veya inancın ifadesi, ibadet etme, öğretim, uygulama ve gözlemleme özgürlüğünü içerir. Vicdanî nedenden ötürü itiraz hakkı, ulusal yasalara uygun olarak tanınır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:
 

İnsanımızın kişisel ahlaki gelişimi ve toplumsal yapımızın korunmasının en temel araçlarından biri olan karakter eğitiminin önemini Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan hareketle ortaya koymaya çalıştık. Karakter eğitiminin önemini idrak eden Anayasa yapıcı, Türk Milleti adına mevcut Anayasamızda “Din ve Vicdan Hürriyeti”ni düzenlemiş ve bu önemli görevin nasıl yerine getirilmesi gerektiğini açıklamış bulunmaktadır. Bu hak, temel insanlık haklarından biridir. Yukarıda verdiğimiz açıklamaların bir özeti olarak Birleşmiş Milletler Bildirgesi’nde ifadesini bulmuştur. Bildirge:

“Tüm Devletler, gerekli olduğu her durumda din ve inanç ayrımcılığını yasaklamak için yasalar çıkarmaya ya da ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere her türlü çabada bulunur ve din ve başka inançlara dayalı hoşgörüsüzlükle savaşmak üzere tüm uygun önlemleri alır.” demektedir.

 

Ülkemizde varlığını bildiğimiz ve manevi kişiliği tam oluşmamış bazı vatandaşlarımız üzerinde etkili olabilen misyonerlik faaliyetleri, daha çok vatandaşlarımızın manevi ve dinî bakımdan yeterli ve sağlıklı bilgi ve eğitime tabi kılınmamış olmasının yarattığı boşluktan yararlanmaktadır.
 

LAİK DEVLET, TÜM VATANDAŞLARININ DİNÎ TERCİH VE YAŞAYIŞ BİÇİMİNE SAYGILI OLAN; İNANÇLARI BAKIMINDAN VATANDAŞLARI ARASINDA AYIRIM YAPMAYAN, FARK GÖZETMEYEN DEVLET DEMEKTİR.
 

Mensubu olduğumuz İslam dini, Türk Milletinin birlik ve beraberliğinin, millî kültür ve değerlerinin, kişisel kimlik ve karakterinin temel ve vazgeçilmez unsurlarından biridir. Tarihte ne zaman Türk Milletinin birliğini zayıflatan aşırı ve farklı inançların ve sapık görüşlerin tasallutu altına girilmiş ise bu gibi durumlarda bilgin, aydın ve yöneticilerimiz çareyi doğru ve sağlıklı dinî anlayış ve yaşayışın eğitim ve öğretimini gerçekleştirecek eğitim kurumlarını oluşturmakta ve dinî eğitimin ehil ellerde gerçekleştirilmesini sağlamada bulmuşlardır.
 

Dinî ve ahlaki eğitimdeki başıboşluk, önemsememe ve lakaytlık, kişilerin doğru ve yeterli dinî bilgi alamamaları sonucunu doğurmakta; içinde bulundukları manevi boşluk çeşitli grup ve cereyanların etkisine girerek ahlaki çözülme ve yozlaşmalara kapı aralamaktadır. Bu durum, yabancı dinî yapı ve görüşlerin hareketlenmesi ve cesaretlenmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu cereyanlar karşısında en iyi ve etkili önlem, vatandaşlarımızın hangi dine ve görüşe sahip olursa olsun doğru ve sağlıklı dinî ve ahlaki eğitim almasını sağlamaktır. Bu görev ve sorumluluk, aile başta olmak üzere tüm eğitim kurumlarına ve ilgili Devlet organlarına verilmiş bir görevdir.
 

Bu maksatla ilköğretim öncesinden başlayarak tüm ortaöğretim kurumlarında din eğitimi ve ahlak öğretiminin, uygun yaş ve eğitim düzeyine göre pedagojik öğrenme ilke ve usullerine uygun biçimde verilmesini sağlamak gerekmektedir. Bu maksatla Anayasamızda öngörülen “Zorunlu Din Dersleri” etkili hâle getirilmelidir. İslam dininin temel kaynakları olan ve esasını oluşturan Kur’an ve Hadis bilgisi, çağdaş bilimin ışığında, dinin amaçlarına uygun olarak öğretilmelidir. Kişilerin ve gençlerin dinini öğrenme ve yaşama arzusu geliştirilmeli; okul öncesi ve ilköğretim yıllarından başlayarak kademeli olarak doğru ahlaki kişilik ve karakter kazanma arzusu desteklenmelidir. Din ve vicdan hürriyetini ihlal edici davranışların önlenebilmesi için dine, dince kutsal sayılan değerlere karşı işlenen suçlar yeniden düzenlemeye tabi tutularak din ve vicdan hürriyeti daha etkin şekilde korunabilmelidir.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: TOPLUMSAL, YOZLAŞMAYA, KARŞI, MANEVİ, DEĞERLER, UYARISI,
Yorumlar
Haber Yazılımı