

İran'ın Misillemesi ve Siyonist Rejimin Çöküş Senaryoları
"Netanyahu komada mı, yoksa bir yapay zeka oyunuyla mı karşı karşıyayız?"
Bu soru, son günlerde Ortadoğu siyasetinin en kritik sorusu haline geldi. İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü'nün dün yaptığı açıklamalar, bölgedeki dengeleri kökünden sarsacak nitelikte. Amerikan üslerinin yüzde 80'inden fazlasının imha edildiği, stratejik radarların yerle bir olduğu bir tablodan söz ediyoruz. Üstelik bu, İran'ın resmî açıklaması.
Hatırlarsanız, daha önce Trump'ın sözde "barış planını" eleştirdiğim yazımda, galebe çalınamamış bir savaşı zafer ilanına dönüştürme çabalarının akim kalacağını yazmıştım. İşte o gün bugündür. İran, "sürprizleri, düşmana ezici bir darbe indirme yöntemidir" diyerek, Amerikan gücünün Ortadoğu'daki kırılganlığını tüm dünyaya göstermiş oldu.
İran Silahlı Kuvvetleri'nden Tarihi Açıklama
Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü'nün açıklamalarını aynen aktarıyorum:
"Eğer Amerika, Hark Adası'ndaki tesislere ve adadaki petrol terminaline yönelik bir saldırıda bulunursa, saldırgan ülkenin tüm petrol ve doğalgaz tesisleri derhal bir kül yığınına dönüştürülecektir."
Bu, açık ve net bir tehdittir. Amerika'ya gönderilmiş son uyarıdır. Üstelik bu tehdit boş bir laf değil, sahada kanıtlanmış bir kapasitenin ifadesidir.
Açıklamanın devamında şu ifadeler yer alıyor:
"Ülkemiz silahlı kuvvetlerinin ateş üstünlüğü sürecinin devamında, son günlerde yayınlanan uydu görüntülerine göre, İslam Cumhuriyeti İran Silahlı Kuvvetleri, Amerikalı teröristlerin üslerindeki stratejik radarların, kilit, önemli ve hayati noktalarının yüzde 80'inden fazlasını imha etmiştir."
Yüzde 80! Bu rakam, sıradan bir askeri başarının çok ötesindedir. Amerikan istihbaratının gözü, kulağı olan radarların yok edilmesi, bölgedeki Amerikan varlığını âmâ hale getirmiştir.
Sözcü devam ediyor:
"Bu üste meydana gelen çok şiddetli patlamalar, üssün boşaltılması emrine yol açtı ve Amerikalı teröristler, savaş uçaklarını bu üsten çıkararak daha uzak mesafelerdeki diğer üslerine nakletmek zorunda kaldı."
Yani Amerikan askerleri kaçıyor! Bunu açıkça yazıyorum: Süper güç, İran'ın karşısında geri çekilmek zorunda kalıyor.
Bir diğer kritik operasyon ise şöyle duyuruldu:
"Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, bu sabah erken saatlerde gerçekleştirdiği hassas ve ezici bir operasyonla, Amerikalı teröristlere ait 'El-Zafra' Hava Üssü'nün ana mühimmat deposunu hedef aldı."
Hatam'ül-Enbiya Karargahı: İran'ın Sürprizleri Düşmana Darbedir
Hatam'ül-Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü'nün sözleri ise stratejinin özetidir:
"İran'ın sürprizleri, güçlü silahların yanı sıra, düşmana ezici bir darbe indirme yöntemini de kapsamaktadır."
Bu, İran'ın sadece teknolojik değil, aynı zamanda taktiksel üstünlüğünün de ilanıdır. Düşman ne zaman, nereden, nasıl bir darbe yiyeceğini asla kestiremez.
Kalibaf'tan Ateşkes Dersi
İran Meclis Başkanı Kalibaf'ın El-Arabi El-Cedid'e verdiği demeç, diplomasi tarihine geçecek türden:
"Ateşkes, ancak yeniden savaş çıkmayacaksa mantıklıdır. Yoksa ateşkesin sadece düşmana, radarlarının imha edilmesi veya önleyici füze sıkıntısı gibi kendi sorunlarını çözmesi için fırsat yaratıp ardından bize tekrar saldırması anlamına gelmemelidir."
Ne kadar yerinde bir tespit! Batı'nın ateşkes anlayışı, tıpkı Osmanlı'nın son döneminde dayatılan mütarekeler gibi, düşmanın nefes almasını sağlamaktan ibarettir. Kalibaf bunu görüyor ve söylüyor:
"Biz ateşi, düşman saldırısından gerçek anlamda pişman olana, dünyada ve bölgede siyasi ve güvenlik koşullar hazır hale gelene ve tehdit ile savaş bölgede gerçekten sona erene kadar sürdüreceğiz."
"Düşman pişman olana ve dünyada ve bölgede uygun siyasi ve güvenlik koşullar oluşana kadar ateşkesi kabul etmeyeceğiz."
Bu sözlerin altını üç kez çiziyorum: İran, artık kimsenin oyununa gelmeyecek. Tecrübe konuşuyor, tarih konuşuyor, direniş konuşuyor.
Kalibaf'ın bir diğer açıklaması da İran'ın savaş hazırlığını gözler önüne seriyor:
"Kendimizi uzun vadeli bir savaşa hazırladık. Hem yeterli füze ve İHA stokumuz var hem de bunları üretme kapasitemiz var."
"Sanırım artık Amerikalıların İran'ın saldırı gücünü yok etme yönündeki laflarına kimse inanmıyor. Hem yeterli füze ve İHA stokumuz var hem de bu teknoloji yerli olduğu için bunları üretme kapasitesine sahibiz. Üstelik düşmanın önleyici füzelerinden çok daha yüksek bir hızla ve çok daha ucuza."
Pezeşkiyan'dan Macron'a Tarihi Ders
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile görüşmesinde söyledikleri, bir mazlumun zalime karşı duruşunun en güzel ifadesidir:
"Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığım görüşmede, İran'ın bu vahşi savaşı başlatmadığını vurguladım. Saldırıya karşı savunma, iyi bildiğimiz doğal bir haktır."
"Bölgedeki Amerikan üslerinin, komşularımızla ilişkilerimizi bozma amacıyla İran'a karşı kullanılması durdurulmalıdır."
Bu sözler, doğrudan bizi ilgilendiren hayati bir uyarıdır. Çünkü bilindiği gibi, İncirlik Üssü başta olmak üzere, Topraklarımızdaki bazı askeri tesisler, Amerikan gücünün bölgedeki en önemli dayanak noktalarındandır. Peki, bu üslerde konuşlu güçlerin yarın bize karşı kullanılmayacağının garantisini kim verebilir? 15 Temmuz'da bu üslerde neler yaşandığını, o karanlık gecede kimlerin, kimlere talimat verdiğini iyi hatırlayınız.
Gaziantep'te Düşen Füze: Bir Provokasyonun Hüsranı
Geçtiğimiz günlerde Gaziantep'e bir füze düştü. İlk anda bazı çevreler hemen "İran Türkiye'yi hedef aldı" yaygarasını kopardı. Ama hemen yetkililerimizin soğukkanlı açıklaması geldi: "İran'ın başka bir noktaya attığı füze, vurulduğu için rotasından saparak Gaziantep'e düşmüştür."
Bu açıklama son derece manidardır. NATO'nun, iki komşu ülkeyi birbirine düşürme çabası, Türkiye'nin aklıselim tutumu sayesinde bertaraf edilmiştir.
NATO'nun İki Yüzlü Yüzü
Gelelim NATO'nun sözde "sivil koruma" görevine... Amerika ve İsrail'in İran topraklarına attığı, sivilleri hedef alan füzeleri düşürdüğünü hiç görmedik. Ne zaman ki İran, İsrail'e misilleme yapar, işte o zaman NATO devreye giriyor. Hava sahamızdan geçen füze derhal düşürülüyor. Ardından da "İran'ın hedefi İsrail değil, Türkiye'ydi" diye bir algı operasyonu başlatılıyor.
Peki, gerçek ne? Gerçek şu ki, hem İran hem de Türkiye, bu tür provokasyonlara gelmeme konusunda her zamankinden daha sağduyulu ve aklıselim davranmaktadır. Bu, iki ülke arasındaki ilişkilerin düşman unsurlar tarafından bozulmasına izin verilmeyeceğinin en açık göstergesidir.
Tarih Unutmaz: 15 Temmuz ve Üsler
Bir gerçeği tekrar hatırlatmakta fayda var: Topraklarımızda bulunan bu güçlerin yarın bize karşı kullanılmayacağına kimse garanti veremez. 15 Temmuz hain darbe girişiminde, İncirlik Üssü'nün nasıl bir rol oynadığını, o gece üsten kalkan uçakların nereleri bombaladığını unutmadık. Amerikan üslerinin, komşularımızla ilişkilerimizi bozma amacıyla kullanılmasına asla müsaade etmeyeceğimizi, İranlı yetkililerin de aynı hassasiyeti taşıdığını memnuniyetle görüyoruz.
İşte bu yüzden, Türkiye ve İran'ın bu tür tuzaklara düşmemesi, bölgesel istikrar açısından hayati önem taşımaktadır. NATO'nun iki yüzlü politikaları karşısında gösterilen bu sağduyu, gelecekte de devam etmelidir. Çünkü bu coğrafyada kardeşi kardeşe kırdırmak isteyenlerin ve İslam ile İslam’ı savaştırmak isteyenlerin oyununu bozmanın tek yolu, aklıselimle hareket etmekten ve sağduyulu olmaktan geçiyor.
Pezeşkiyan devam ediyor:
"Bölgede barış ve istikrar, Siyonist-Amerikan'ın ülkemize yönelik saldırganlığı görmezden gelinerek sağlanamaz."
"İslam Cumhuriyeti olarak zorbalara boyun eğmeyeceğiz. Uluslararası toplumdan bu saldırganlığı kınamasını ve saldırganları uluslararası hukuka saygı göstermeye ikna etmesini bekliyoruz."
"Yanlış bilgilere dayanarak ve yayılmacılık amacıyla savaş başlatmak, 21. yüzyılda Ortaçağ'a ait bir uygulamadır. Topraklarımıza saldırı olmayacağına dair güvence olmadan saldırganlığın durdurulmasından bahsetmek anlamsızdır."
Netanyahu'nun Sırrı: Komada Bir Lider mi, Yapay Zeka Sanalı mı?
Gelelim asıl bombaya... İbrani kaynaklar, Netanyahu'nun İran'ın Bet Şemeş'e düzenlediği füze saldırılarında öldüğünü veya ağır yaralandığını iddia ediyor. Peki, son üç günde yayınlanan videolar? İlkinde elindeki parmak sayısı altı! İkincisinde kahve fincanı havada asılı kalıyor! Üçüncüsünde yüzük bir görünüp bir kayboluyor!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Açıklamalara geçmeden önce, bu iddiaların kaynağını aktarayım:
"Netanyahu'nun son dönemde yayınladığı iki videonun yapay zeka ürünü olduğunun ortaya çıkmasının ardından, kendisi hakkındaki spekülasyonlar azalacağına daha da arttı ve şimdi bazı gayri resmi İbrani kaynaklar Netanyahu'nun komada olduğunu söylüyor."
"Netanyahu'nun İran'ın Bet Şemeş'e düzenlediği füze saldırılarında öldüğü veya yaralandığı yönündeki spekülasyonların artması üzerine, Netanyahu'nun ofisi bir konuşma videosu yayınlayarak söylentilere son vermeye çalıştı; ancak siber uzmanlar hemen bu videonun yapay zekâ ile oluşturulduğunu kanıtladı ve buna dair açık işaretler olduğunu belirtti: örneğin, elindeki parmak sayısının 6 olması! Ayrıca dişlerinin şekli ve sayısı, videonun sahte olduğunu açıkça gösteriyordu."
"Bu olaydan iki gün sonra, Netanyahu'nun ofisi bazı Siyonist yetkililerin baskısıyla ilk videodaki olayları düzeltmek için başka bir video daha yayınladı; ancak yapay zekâ her şeyi doğal bir şekilde düzenleyemediği için bu video da spekülasyonları daha da körükledi. Bu ikinci videoda, Netanyahu'nun elindeki kahve fincanından yola çıkan birçok kişi, videonun büyük olasılıkla yapay zeka ile üretildiğini fark etti."
"Şimdi ise bugün, kamuoyunun yoğun baskısı altında, Netanyahu'nun ofisi sağlıklı olduğu izlenimini vermek için üçüncü girişimde bulunarak bu kez açık alanda çekilmiş bir video yayınladı. Ancak bu video da her şeyi yeniden alevlendirdi. Bu son videoda, kullanıcılar ve siber uzmanlar, Netanyahu'nun elindeki görünüp kaybolan yüzükten yola çıkarak videonun sahte olduğuna dair ipuçları elde etti."
"Üç başarısız girişimin ardından, Netanyahu'nun ofisi sağlığı hakkında güvence vermek yerine spekülasyonları daha da artırdı. Bazı İbrani kaynaklar, yeni bilgilere göre Netanyahu'nun komada olduğunu ve bu nedenle ne güvenlik kabinesine katıldığını ne de ondan gerçek bir video yayınlandığını söyledi."
"Bu kaynaklar, bu gerçeğin açıklanmasının Siyonist rejimin savaş alanı üzerinde oluşturacağı ağır etkilerden korkulduğu için şimdilik bu meselenin gizli tutulduğunu belirtiyor."
"Netanyahu'nun ofisi, onun komada olduğu yönünde yayılan spekülasyonlar hakkında sessiz kalmıştır."
Netanyahu'nun ofisi üç kez üst üste yapay zekâ ile üretilmiş videolar yayınlayarak halkı kandırmaya çalışıyor. Ama teknoloji çağında yalan söylemek, eski çağlardaki kadar kolay değil artık. Siber uzmanlar, bu videolardaki tutarsızlıkları tek tek ortaya koydu. Emmanuel Macron'un bile sahte roller oynadığı videolar üretildiği iddia ediliyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, Netanyahu'nun ofisi üç başarısız girişimin ardından sessizliğe büründü. Şimdi soruyorum size: İsrail'in kendi gizli servis kaynakları Netanyahu'nun komada olduğunu söylerken, ofisi üç sahte videodan sonra çaresizce sessizliğe gömüldüyse, bu sessizlik, korkunç gerçeğin itirafından başka nedir?
Ezcümle
Ortadoğu'da ateş çemberi her geçen gün genişliyor. Netanyahu'nun akıbeti ne olursa olsun, İran'ın bu açıklamaları, bölgede yeni bir sayfa açıldığını gösteriyor. Amerikan üslerinin vurulması, stratejik radarların imha edilmesi, askeri tesislerin boşaltılması... Bunlar, sıradan askeri operasyonlar değil, bölgesel güç dengelerini değiştiren hamlelerdir.
Celaleddin Harzemşah'ın Bağdat Halifesi'ne ve Selçuklu Sultanı'na yazdığı mektubu unutmadık: "Gelin, bize yardım edin, düşmanı birlikte yenelim." Ama ne oldu? Halife yardıma gitmedi, Selçuklu gitmedi. "Bize ne Harzemşah'ın başına gelenlerden" dediler. Sonra Moğol geldi, önce Bağdat'ı tarumar etti, Halife'yi kılıçtan geçirdi. Ardından Selçuklu'ya sıra geldi, Selçukluyu da yakıp yıktı Konya sarayının altını üstüne getirdi. Harzemşah'ın mektubundaki o manidar söz tarihe kazındı: "Bana yardım etmezseniz, bugün bize yarın size..."
Evet, tarih tekerrür ediyor. İsrail ve Amerika'nın Filistin'de yaktığı ateş karşısında İslam ülkeleri seyirci kaldı. Adeta "Bize ne Filistin'den" dediler. Önce Gazze yandı, kadınlar, çocuklar katledildi. Şimdi İran mücadele ediyor. Peki yarın? Yarın kime sıra geleceği gayet açık ve net.
Sayısını dahi artık sayamadığımız İslam ülkeleri ve dünya genelindeki 2 milyar Müslüman, tek tek yok olmadan, toprakları parçalanmadan birlik olmanın zamanı geldi de geçiyor! Kâfir işbirlikçileriyle birlikte İslam âlemini yutmak için fırsat kolluyor. Türkiye olarak, bu yangının kenarında durmak yerine, ateşi söndürecek bir aktör olma sorumluluğumuz bulunmaktadır. Çünkü unutmayalım ki, sınırlarımıza dayanan bu ateş, eğer sessiz kalmaya devam edersek topyekûn er ya da geç hepimizi yakacaktır.
Tarih Harzemşah'ın feryadını unutmadı. Peki ya biz?
Gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğim. Ama şimdiden bir şey netleşti: Teknoloji çağında yalan söylemek, siyasetçiler için artık çok daha riskli. Yaşayan bir liderin videosunu yapay zekâ ile üretmek zorunda kalıyorsanız, ya çoktan ölmüşsünüz demektir ya da siyasi olarak çoktan çürümüş...
|
|
||
|