








|
||
| Resmî Gazete’de Yayımlanan Kenevir Yönetmeliği Gölgesinde: Belgeli Gerçekler mi, İnanılmak İstenen Yalanlar mı? Kenevir, Bilim ve Linç Kültürü | ||
| Muhammet Binici, bu köşe yazısında Prof. Dr. Dilek İnan’ın iyileşme sürecini patoloji raporları, tahlil sonuçları ve resmî tıbbi kayıtlarla ortaya koyarak kamuoyunda en çok merak edilen tedavi sürecini belgeleriyle gözler önüne serdi. Resmî Gazete’de yayımlanan Kenevirden Elde Edilen Ürünlere Dair Yönetmelik ise tıbbi kenevir tartışmalarını söylenti ve algı düzleminden çıkararak bağlayıcı bir hukuk zeminine taşıdı. Prof. Dr. Dilek İnan üzerinden yürütülen linç kampanyaları, belgeler ve resmî süreçler ortadayken yeniden sorgulanırken, tartışmanın odağı bir kez daha kişilere değil, bilime ve mevzuata çevrildi. | ||
| - Haberi | ||
![]() |
||
| |
||
Resmî Gazete’de Yayımlanan Kenevir Yönetmeliği Gölgesinde: Belgeli Gerçekler mi, İnanılmak İstenen Yalanlar mı? Kenevir, Bilim ve Linç Kültürü Bir köşe yazısı yayımlanır. Bir haber yapılır. İçinde isim vardır, belge vardır, video vardır, tanıklık vardır. Buna rağmen bazıları için bunların hiçbirinin kıymeti yoktur. Çünkü onlar için asıl belirleyici olan şey belge değil, algıdır. Prof. Dr. Dilek İnan hakkında kaleme aldığım yazının ardından gelen yorumlar, tam da bu ülkenin kronik hastalığını bir kez daha gözler önüne serdi: Bilgiye bakmadan hüküm verme refleksi. Gelin, yöneltilen iddiaları ve “soru” gibi sunulan ithamları tek tek ve sakinlikle ele alalım. 1. “Hiçbir yerde kayıtlı bilgi yok, akademik geçmişi çıkmıyor.” Bu iddia ilk bakışta masum bir soru gibi duruyor. Ancak temel bir yanlışı içinde barındırıyor: Prof. Dr. Dilek İnan, kendi beyanıyla da açıkça ifade ettiği üzere, Almanya’da yaşadığı hukuksal ve mesleki süreçlerin ardından kendi iradesiyle akademik ve mesleki kayıtlarını aktif sistemlerden sildirmiştir. Bugün Almanya’da yalnızca yasal çerçevede, tedavi uygulamadan, danışmanlık faaliyeti yürütmektedir. Bu durum ne hukuka aykırıdır ne de olağandışıdır. Üstelik yazımda, bu duruma ilişkin doğrudan kendi beyanı da açıkça yer almaktadır. 2. “Belgeler sahte olabilir, başlık kaymış, imza sahte.” Burada artık soru sormaktan çıkıp itham üretme aşamasına geçildiğini görüyoruz.
– Hangi adli belge inceleme yetkisiyle? Ortada açıkça paylaşılan diplomalar varken, bunların sahte olduğuna dair tek bir somut delil sunulmamıştır. Eğer gerçekten sahteyse, yapılacak şey bellidir:
3. “Heilpraktiker eğitimi almış, doktor olsa buna gerek yoktu.”
Bu yorum ise konunun en açık şekilde bilinmeden konuşulduğunu gösteriyor. Almanya’da Heilpraktiker eğitimi, tıp doktoru olmayanlar için olduğu kadar, tıbbı bırakmış veya aktif doktorluk yapmayan kişiler için de yasal bir danışmanlık çerçevesi sağlar.
Kaldı ki Prof. Dr. Dilek İnan, bugün aktif tıbbi tedavi uygulamadığını, diplomalarını bu amaçla kullanmadığını zaten açıkça ifade etmektedir. Yani burada bir gizleme değil, şeffaflık vardır. 4. “Gazeteci olarak kurumlardan teyit aldınız mı?” Evet, bir gazeteci olarak yaptığım şey şudur: Bir gazeteci, savcı değildir. Eğer iddia sahipleri gerçekten bu kadar eminse, gazeteciyi değil, ilgili kurumları göreve çağırmaları gerekir. 5. “Onkoloji uzmanı değil, kanseri kenevirle yendiğini iddia ediyor.” Karar gazetesinde yer alan bu ifade, yine bağlamından koparılmış bir tartışmanın ürünüdür. Prof. Dr. Dilek İnan’ın açıklaması şudur: TEDAVİ ÖNCESİ BULGULAR (G3 evresinde, agresif büyüme özelliği gösteren osteosarkom tümör hücreleri tespit edilmiştir. Teşhis, hastaya uygulanan kontrastlı (ilaçlı) MR görüntüleme sonucunda konulmuştur.)
TEDAVİ SONRASI
(G3 evresinde, agresif hücre yapısına sahip osteosarkom tanısı bulunan hastanın takibi üniversitemiz Onkoloji ve Hematoloji bölümü tarafından rutin kontroller kapsamında yapılmıştır. Yapılan hücresel ve ileri görüntüleme yöntemleri ile, tümörün aktif varlığına dair kesin bir bulguya ulaşılamadığı görülmüştür. Öncelikle belirtmek isteriz ki, hastada glutamal bölgede tespit edilen üç tümörden biri cerrahi olarak çıkarılmıştır. Ardından tamamlayıcı tıp kapsamında uygulanan multimodal terapi yöntemi çerçevesinde RSO, THC ve çeşitli bitkisel serum ile enjeksiyon tedavileri uygulanmıştır. Temel olarak THC bazlı tedavi, protokole uygun şekilde 90 gün süreyle, 10 mg’dan başlayarak toplam 3000 mg doza ulaşacak biçimde gerçekleştirilmiştir. Yapılan değerlendirmelerde tam remisyon sağlandığı görülmüş olup, tarafımızca gerçekleştirilen kontrollerde osteosarkoma ilişkin herhangi bir patolojik bulguya rastlanmamıştır. Hastanın eşlik eden genetik hastalığı olan FMF nedeniyle gerekli tedavi ve düzenli kontroller tarafımızca sürdürülmektedir. Mevcut genetik rahatsızlığına yönelik tedavi süreci devam etmektedir.)
(İkinci bir görüş almak isteyen hasta, Onkoloji, Hematoloji ve Romatoloji bölümleri tarafından yeniden değerlendirilmiş, ayrıca iki farklı eyalette bulunan iki ayrı üniversite kliniğinde yapılan tetkik ve kan tahlilleri sonucunda da hastanın tamamen iyileştiği laboratuvar bulguları ile doğrulanmıştır. G3 evresinde, agresif hücre yapısına sahip osteosarkom tanısı bulunan hastanın rutin takipleri üniversitemiz Onkoloji ve Hematoloji bölümü tarafından gerçekleştirilmiştir. Yapılan hücresel incelemeler ve ileri görüntüleme yöntemleri dahil olmak üzere tüm tanısal prosedürler uygulanmış, ancak tümörün aktif varlığına veya nüksüne dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Öncelikle belirtmek isteriz ki, hastada glutamal bölgede tespit edilen üç tümörden biri cerrahi olarak çıkarılmıştır. Takiben tamamlayıcı tıp kapsamında uygulanan multimodal terapi yöntemi çerçevesinde RSO, THC ve çeşitli bitkisel serum ve enjeksiyon tedavileri uygulanmıştır. Tedavi süreci, temel olarak THC bazlı protokol doğrultusunda, 90 gün boyunca 10 mg’dan başlanarak toplam 3000 mg doza ulaşacak şekilde yürütülmüştür. Yapılan klinik değerlendirmeler ve kontroller sonucunda tam remisyon (complete remission) sağlandığı görülmüş olup, tarafımızca gerçekleştirilen takiplerde osteosarkoma ilişkin herhangi bir patolojik bulgu saptanmamıştır. Hastanın eşlik eden genetik hastalığı olan FMF nedeniyle gerekli tedavi ve düzenli kontroller tarafımızca yapılmakta olup, mevcut genetik rahatsızlığına yönelik tedavi süreci devam etmektedir.)
İşte böyle… Bu bir “masal” değil, belgeli bir tıbbi süreçtir.
Kenevir mucize diye sunulmamıştır. Bunu tartışmanın yolu linç değil, bilimsel karşı argümandır.
Ha bu arada, ilgili yetkili kurumlar Dilek İnan’ı dinlemiştir. EZCÜMLE Bu ülkede ne zaman biri çıkıp belge koysa, Kişiyi hedef al, konuyu boğ. Oysa gerçek çok basit:
İddiası olan konuşur. Türkiye’nin kaybedecek bir bilim adamı bir bilim kadını daha yok. Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Zaten bütün bu yaşananlar, Prof. Dr. Dilek İnan üzerinden tıbbi kenevir yönetmeliğinin hayata geçmesini engellemek, Prof. Dr. Ahmet Akın üzerinden ise 10. Yargı Paketi’nde yer alan eşcinsel ameliyatları ve hormon tedavilerinin kaldırılmasına yönelik düzenlemelerin önünü kesmek için yürütülen bir set çekme operasyonu değil miydi? İsimler değişiyor, başlıklar değişiyor; yöntem değişmiyor. Kişi hedef alınıyor, tartışma saptırılıyor ve asıl mesele, yani düzenleme, sessizce kadrajın dışına itiliyor. Özetle, hedef alınan kişiler değil, onların temsil ettiği hukuki ve bilimsel adımlardı. Bilim ve hukuk konuşmasın diye insanlar linç edildi, kamuoyu bilinçli biçimde yönlendirildi ve kamu yararına atılacak adımlar durdurulmak istendi. Ve bu vesileyle, 31 Ocak 2026 tarihli 33154 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren KENEVİRDEN ELDE EDİLEN ÜRÜNLERE DAİR YÖNETMELİK düzenlemesinin, bilimin ve kamu yararının esas alındığı bir sağlık politikası çerçevesinde uygulanması temennisiyle vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Vesselam…
|
||
|
||
| Etiketler: Resmî, Gazete’de, Yayımlanan, Kenevir, Yönetmeliği, Gölgesinde:, Belgeli, Gerçekler, mi,, İnanılmak, İstenen, Yalanlar, mı?, Kenevir,, Bilim, ve, Linç, Kültürü, |
|
|
||
|









