Reklamı Geç
HABER DETAY
Yenilgiyi Zafere Dönüştürme Taktikleri
Sahada kayıp, masada kazanç mümkün mü? Müzakere mi, manipülasyon mu? Direniş ekseni bölünecek mi? Oyun yeni mi başlıyor? Mehmet Ali Akbulut'un kaleminden…
16 Nisan 2026 - Perşembe 16:57
GÜNDEM

Yenilgiyi Zafere Dönüştürme Taktikleri
 

28 Şubat'ta, ABD ve İşgal Rejimi İsrail'in İran'a başlattığı saldırı, bölgeyi de içine alacak şekilde genişledi. İran, Irak, Lübnan ve Yemen eksenindeki direniş ittifakının kararlı ve dik duruşu, ABD ve Siyonist işgal rejiminin saldırılarında istedikleri hedeflere ulaşmasını engelledi. Hatta, dünya genelinde var olduğu ileri sürülen prestij, itibar, süper güç gibi ünvanları da yerlerde süründü, espiri konusuna döndü.


Dünyanın en güçlü ordularına sahip olmakla övünen ABD, bölgesel ve küresel ittifaklarla "Büyük İsrail" hayaline daha da yaklaştığını iddia eden işgal rejimi, 40 günde pes ederek müzakere masasına oturmayı tercih etti.


Türkiye, Mısır ve Pakistan üçlüsünün yürüttüğü diplomasi hattı sonuç verdi. Sahanın galibi İran ve direniş ekseni "Tamam masaya oturabiliriz. Kazanımlarımız ve haklarımız korunmak şartıyla" dedi ve Pakistan üzerinden mesaj alışverişleri, kırılgan bir zeminde kabul gördü.


İran, daha önce yaşanan tecrübeleri dikkate alarak, müzakere ortamında savaş şartları taktiklerini, tehdit ve baskı ile masaya güçlü oturma siyasetlerini de göz önünde bulundurarak İslamabad'a gidebileceğini duyurdu.


Buraya kadar Pakistan'ın gayretleri, Mısır ve Türkiye'nin diplomatik temaslarının bir sonucu diyebiliriz. İran tarafı hiçbir zaman diyalogdan kaçınmadıklarını, diplomasiyi her zaman tercih ettiklerini ifade etmişlerdi.


Fakat müzakere iddialarının, ateşkes tekliflerinin büyük bir tuzak için taktik olduğu gün yüzüne çıkmaya başladı. Ateşkesin boyutları Lübnan'ı içine alsın mı almasın mı? Hizbullah'la işgal rejimi İsrail'in çatışmaları da kapsam alanına girsin mi girmesin mi? Tartışması ile tuzakların rengi de görünmeye başladı.


İşgal rejimi İsrail'in büyük bir yenilgi aldığı, işgal altında tuttuğu Filistin topraklarının kuzey bölgelerinden Yahudi göçmenlerin kaçtığı, hatta Hizbullah'ın roket ve füzelerinin Hayfa'ya kadar uzanan derinliklere ulaşmasındaki tehlikeler de genişlemişken yeni fitne ve müzakere tuzakları devreye sokuldu.


Saldırgan ve sahada yenilmiş Siyonist rejim ve ABD, strateji değiştirerek yenilgiyi zafere dönüştürme taktiklerini devreye koyuyor. Özellikle İran-Hizbullah ilişkilerinde güvensizlik oluşturma ve bu yolla diğer direniş ekseni içinde de olası güvensiz ortamın artçı etkilerini bekleme taktikleri. Bu taktiklerin ötesinde Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında siyasi gerilimi tırmandırma siyasetleri piyasaya sürüldü.


Hizbullah ile İran arasında çatlak oluşturma taktikleri şimdilik tutmadı. Hem Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım'ın açıklamaları, hem İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Mücteba Hamanei ve Meclis Başkanı Galibaf'ın açıklamaları dikkate alındığında, Lübnan saldırıları durmalı ve Lübnan kırmızı çizgi şartı, İslamabad müzakerelerinin ön şartı olarak duyuruldu. Pakistan tarafından yapılan açıklamalar da bunun kabul edildiğini gösteriyor.


Fakat taktik bununla sınırlı değil. 7 Ekim sonrası Hizbullah'ın Gazze direnişine verdiği desteğin bedellerini ağır ödediği bir gerçek. Bunu Hamas yöneticileri birçok kez dile getirdi. Hizbullah, Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ı "Kudüs Şehidi" olarak isimlendirmiştir. Birçok ağır kayıp veren Hizbullah, küllerinden yeniden doğmuş, 28 Şubat sonrası İran ile koordineli olarak işgal rejimi İsrail'e yoğun saldırılarda bulunmuştu. Bu saldırılarda ağır kayıplar veren işgal rejimi İsrail'in, Hizbullah karşısında taktik ve strateji değişikliğine gittiği görülüyor.


Bu taktik ve strateji değişikliğini, "yenilgiyi zaferle sonuçlandırma" şeklinde özetlemek mümkün:
 

  • Hizbullah'a yönelik saldırılar ile Lübnan'a saldırıları ayrı tutmak,
  • Lübnan hükümetiyle doğrudan müzakere manevralarıyla Lübnan'ın silahsızlandırılması ya da olabildiğince pasif hale getirilmesi,
  • Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunu Lübnan hükümetine havale ederek iç karışıklıklar ve ihtilaflarla dışarıda seyirci durumuna gelmek.
  • Bunun biraz daha ilerisi, Suriye yönetimiyle Hizbullah arasında çatışmalar için senaryolar üzerinde çalışılması.


Siyonist rejim ve ABD'nin oldukça kurnaz, oldukça sinsi müzakere oyunlarının arkasında yatanlar: İran karşısında alınan yenilgiyi Lübnan'da fitne çıkararak telafi etmek, hatta zafere ulaştırma yöntemleri.


Bu oyunların ilk merhalesine, Lübnan yönetiminin İslamabad masasında değil de ABD'de işgal rejimi İsrail ile doğrudan görüşme tekliflerine onay vermesiyle gelindiğini gösteriyor. Oyun kurucu ABD, müzakerelere arabulucu oluyor. Böyle bir oyunda, yeni taktik ve yeni senaryolara hazırlıklı olmak gerekiyor.


Şimdilik oldukça hassas ve gerilimli bir dönemdeyiz. Lübnan hükümetinin yürüttüğü siyaset, ABD'nin ev ödevleri gibi görünüyor.

 

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
Mehmet Ali Akbulut İnşa Üzerine Değişimin Müjdesi

 

 

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.