Haber Detayı
29 Haziran 2026 - Pazartesi 12:01
 
AMERİKA – İRAN BARIŞ ANTLAŞMASINDA NETENYAHU ÇATLAĞI!
ABD ile İran arasında imzalanan barış mutabakatının, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun itirazları nedeniyle yeni bir krizle karşı karşıya kalabileceğini değerlendiren Hukukçu-Akademisyen Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy, kalıcı barışın ancak tüm tarafların mutabakata bağlı kalmasıyla mümkün olacağını vurguluyor. Atasoy, Orta Doğu'da yeni çatışmaların önlenmesi için diplomasi ve uluslararası hukukun esas alınması gerektiğine dikkat çekiyor. İşte Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy'un o yazısı!..
GÜNDEM Haberi
AMERİKA – İRAN BARIŞ ANTLAŞMASINDA NETENYAHU ÇATLAĞI!

 

AMERİKA – İRAN BARIŞ ANTLAŞMASINDA NETENYAHU ÇATLAĞI!
 

Değerli okuyucu, uzun süren müzakereler sonunda, Amerika ve İran arasında yaşanan ve son safhada “Körfez krizine” dönüşerek devam eden savaşı sona erdiren Antlaşma, daha doğru bir ifade ile “İran ve Amerika Arasındaki Savaşı Sona Erdirme Konusundaki Mutabakat Metni” 18 Haziran 2026 tarihinde taraflarca elektronik imza ile imzalandı ve iki taraf arasında karşılıklı olarak teati edildi. Antlaşma metni ayrıca G7 Zirvesi nedeniyle Fransa/Paris’te bulunan Amerika Başkanı Trump tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Makron’un G7 Paris Zirvesinde Devlet ve Hükümet Başkanlarının bulunduğu bir toplantıda alkışlar eşliğinde Başkan Trump tarafından gösterişli bir şekilde imzalandı.

Değerli okuyucular hatırlayacaklardır: İran ve İsrail + Amerika Savaşı, İsrail ve Amerika’nın birlikte oluşturdukları uzun süreli bir plan ve strateji doğrultusunda İsrail ve Amerika Gizli Servislerinin elde ettikleri istihbarata dayalı olarak İran’ın Üst Yönetim Kademesine ve İran Anayasası’nın benimsediği yönetim anlayışı ve “Manevi Liderlik” uygulaması bakımından birinci derecede önem taşıyan Ayetullah Ali Hamaney’e ve Ailesine karşı düzenlenen elim suikast bombardımanı ile başladı. Bu yoğun bombalama Ali Hamaney ve bazı yakınlarının şehit edilmesi ile sonuçlandı. Bu tür suikastlar benzer şekilde, İran’ın üst düzey askeri ve sivil seçilmiş lider kadrosunu ortadan kaldıracak şekilde bir gün sonra da devam etti.

Sonradan öğrendiğimize göre Ali Hameney’in Ailesine düzenlenen bombalı suikast sırasında yanında bulunan Oğlu Mücteba Hamaney ağır yaralı olarak bu suikasttan kurtulmuş, sonra da “Ayetullah Seçmeye Yetkili Kurul” tarafından Babasının yerine Ayetullah olarak göreve gelmiştir. Muhtemelen yaralı olması ve güvenlik gerekçeleri ile Yeni Ayetullah Mücteba Hamaney toplum ve medya önüne çıkmamış, savaşın yönetimi konusundaki manevi oterite ve üst düzey yönetim ve karar alma yetkilerini kullanmayı ve son olarak ta Amerika ile Pakistan Başbakanı Arabuluculuğu ile yürütülen barış müzakereleri sonucunda ortaya çıkan “Mutabakat Metnini” onaylayarak “Çatışmasızlık Antlaşmasının” imzalanmasını sağlamıştır.

Oğul Hamaney’in doğrudan Amerika Başkanı Trump ile telefonla görüşmüş olup olmadığını bilmemekle beraber; Barış Antlaşmasını imzaladıktan sonra Başkan Trump yapmış olduğu açıklamalarda “Cesur ve iyi bir lider olarak takdir ettiği Ayetullah Mücteba Hamaney’e vermiş olduğu zarardan dolayı üzüntü duyduğunu” açıklamış ve özür dilemiştir.

Değerli okuyucu, Başkan Trump’ın bu açıklaması ile yaptığı özür beyanı savaşın başında ölüm fermanını onaylayarak suikast talimatı verdiği Baba Ayetullah Ali Hamaney, Ailesi fertleri ve diğer üst düzey İranlı Yöneticileri de kapsayacak şekilde genişletilir mi bekleyip görmek gerekecek.

Umman’ın Arabuluculuğu ile İran ve Amerika heyetleri arasında barış görüşmeleri ve müzakereler devam etmekte ve taraflar arasında teknik alanlardaki görüşmelere geçileceği beklentisi Arabulucu Umman Yetkili Temsilcisi tarafından açıklanıp ortaya konmuş olduğu bir sırada ani olarak 28 Şubat 2026 günü sabah saatlerinde İsrail’in suikast saldırıları ile başlayan 2. İran Savaşının nasıl sürdüğünü ve savaş sırasında olup bitenleri bütün dünya ile birlikte canlı yayınlarda izlemiş bulunmaktayız.

İran’ın hava savunma sistemi ve hava kuvvetlerindeki yetersizlik dolayısıyla İsrail Hava kuvvetlerine ait uçaklar önceden seçilmiş ve planlanmış sivil ve askeri hedeflere acımasız tahrip gücü yüksek saldırılar gerçekleştirmiştir. Böylece İsrail ve Netenyahu, Amerika’nın bölgeye yığdığı “Uçak Gemileri ve Deniz Armadası” yanında öncü vurucu güç ve “aktif müttefik” olarak savaşa katılmıştır.

İsrail’in bölgesel güvenliğini sağlamak ve İran’ın Nükleer kapasitesini yok etmek amaçlı güya meşru bir zemine oturtulmaya çalışılan ve İran’a karşı başlatılan bu haksız ve hukuksuz savaşın temel aktörlerinden olan İsrail Devleti ve onun Başbakanı olarak İran Savaşının birinci derecede planlayıcısı, azmettiricisi ve İsrail askeri gücüne komuta eden Netenyahu şu andaki durum itibariyle İran – Amerika Savaşını sonlandıran 18 Haziran 2026 tarihli “Mutabakat Antlaşmasının” dışında kalmış, daha açık bir ifade ile “Amerika tarafından Mutabakat Anlaşmasının dışında tutulmuş” bulunmaktadır.

Böyle bir durum, İsrail tarafının, antlaşmaya ve anlaşmaya zemin hazırlayan müzakerelere doğrudan katılmamış olması sebebiyle, varılan antlaşmanın ve mutabakat metninin kendisini bağlamayacağı anlamına gelecek iddia ve söylemler ortaya koymaya başlamıştır.

Amerika tarafının, Antlaşmaya imza koyarken, müttefiki İsrail adına da Mutabakat Anlaşmasını, Antlaşmada belirtilen hükümler çerçevesinde imzalamış olduğu görülmektedir. Bu şekildeki bir kabul ve anlayış çerçevesinde herhangi bir mesele yoktur. Bu durum, Amerika tarafının İsrail’i bir “vekil güç” olarak kabul ettiği ve Amerika ve İran arasında yapılan uzun müzakereler sonucunda varılan antlaşmanın, İsrail’i de bağlayıcı olarak yapıldığı ve İsrail Devleti ve Netenyahu’yu da bağladığı anlamına gelecektir.

Varılan mutabakat metni, Amerika tarafından İsrail tarafı ile istişare edilerek yapılmış ise bu kabul doğrultusunda İran ve Amerika tarafından imzalanmış ve yürürlük kazanmış olmasında bir tartışılacak ve itiraz edilecek bir konu yoktur. Buna rağmen, İsrail’li Bakanların ve Netenyahu’nun Mutabakat Anlaşmasını tanımama konusundaki açıkladıkları beyanlar; İsrail’in, Amerika’nın bir uydusu ve sömürgesi olmadığı, İsrail’in Amerika’dan ayrı bağımsız bir devlet olduğu yönünde yapılan açıklamalar Antlaşma’nın ve daha önemlisi “Savaşmazlık Halinin” ve nihai “Barış Anlaşmasına” ulaşmak için sürdürülmesi gereken “Müzakere” ortamının kırılgan bir hale gelmesi tehlikesini ortaya koymaktadır.

İsrail’in ortaya çıkan fiili durum ve İmzalanan Antlaşma karşısında ortaya koyduğu olumsuz tutum, endişe yaratan bir belirsizlik olarak kendini göstermektedir. Netenyahu ve kabinesindeki bazı bakanların Anlaşmaya kaşı ortaya koyduğu olumsuz tutum; Amerika ve İran arasında varılan Antlaşma bakımından, “Bir İsrail ve Netenyahu Çatlağının” varlığı ve ortaya çıkmış olması dolayısıyla; kalıcı barışın sağlanması yönündeki endişeleri artıran bir olgu olarak görünmektedir. Bu sebeple, yazımızın başlığını “Amerika İran Barış Antlaşmasında Netenyahu Çatlağı!” olarak belirlemiş bulunmaktayız.

Umarız ki Antlaşmanın İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan ve Amerika Başkanı Trump tarafından imzalanması ile başlamış olan çatışmasızlık hali; bu halin gerektirdiği yükümlülüklerin taraflarca yerine getirilmesine özen gösterilmesi ile gerçekleşir. Ayrıca Antlaşmada belirlenen 60 günlük süre içerisinde teknik konularda varılacak antlaşmalar ile “Nihai Barış Antlaşmasında” mutabakat sağlanması; İran başta olmak üzere İsrail, Körfez Ülkeleri ve tüm Orta Doğuda özlenen barış ve çatışmasızlık ortamının sağlanması gerçekleşmiş olur.

Antlaşmanın bugün ki haliyle sonuçlanmasına ve imzalanmasına katkı sağlayan başta Arabulucu Pakistan olmak üzere, barış müzakerelerine katkı sağlayan Ülke Liderlerinin emek ve barış çabaları zayi olmaz.

Antlaşma’nın taraflarca imzalanmasından sonra Amerika Başkanı Trump tarafından sanki daha önce üzerinde anlaşılmış gibi ifade edilen ve İsrail – Lübnan Çatışma ve işgal bölgesinde barış ortamını tehlikeye sokacağını düşündüğümüz bir yanlış anlaşılma ve tehlikeye işaret etmek isteriz:

İsrail ve Netenyahu İran’a karşı savaşı başlatarak ve yaptığı saldırılarla dikkatleri İran ve Hürmüz Boğazına çekerken, bir yandan da İran Savaşını “arzu mevut” hayallerini gerçekleştirme ve İsrail’in topraklarını genişletme fırsat ve vasıtası olarak değerlendirdi. Lübnan’da yerleşik “İran yanlısı vekil güç durumundaki Hizbullah saldırılarını” bahane ederek, sınırdaş olduğu Lübnan’ın güneyine karadan işgal girişimi başlattı. Güney Lübnan’ın işgal edilmeye devam edileceği kararlılığını Netenyahu ve diğer İsrailli yetkililer birçok kere açıkladı.

Amerika ve İran tarafından üzerinde anlaşılan “Çatışmasızlık Antlaşmasında” korunması ve gözetilmesi gereken önemli bir şart olarak “İsrail’in Lübnan’a karşı saldırıları ve işgal girişimlerinin kati olarak durdurulması” konusunda anlaşılmış ve mutabık kalınmış olmasına rağmen; İsrail ve Netenyahu “Lübnan’da işgal edilen bölgenin tampon bölge olarak korunacağı ve İsrail işgal güçlerinin bu toprakları ve yerleşim yerlerini terk etmeyecekleri yönünde açık bir çekince ve bir ültimatom” ortaya koydu. Bu açıklamalar hala tüm yazılı görsel medya ortamlarında ve Orta Doğu’nun barışa susamış atmosferinde yankılanmaya ve gün be gün uygulanmaya devam ediyor.

Başkan Trump, Lübnan’da İran’a yakınlığı bilinen, vekil güç durumundaki Hizbullah kuvvetlerinin bizzat İran tarafından zapturapt altına alınacağı ve İran’ın, Hizbullah tarafından İsrail’e karşı bir saldırı yapılmayacağı yönünde güvence verdiğine dair bir beyanda bulunuldu. Şayet Hizbullah, İran’ı dinlemeyerek İsrail’e karşı bir askeri harekete girişecek olursa Suriye Devlet Başkanı Şara’nın Hizbullah saldırılarını önleme ve sonuçsuz bırakma konusunda sorumluluk yükleneceğini ifade ederek, bu hususun sanki Suriye Başkanı Şara tarafından da uygun görüldüğü ve kabul edildiği imasında bulundu.

Başkan Trump’ın görsel medya ve basına intikal eden bu konudaki beyanlarını hafızamızı tazelemek bakımından hatırlatmak istiyoruz: Trump şöyle diyor: “İsrail’e, Hizbullah’ın icabına bakmayı Suriye’ye bırakmasını söyledim. Dürüst olmak gerekirse bu işi daha iyi yapacaklarını düşünüyorum. Hizbullah’ı Suriye’ye bırakabilirim. Hizbullah ile Suriye Başkanı Şara ilgilensin.”

Başkan Trump’ın bu beyanları, ilk önce, bağımsız ve kendi kararlarını kendi alma konusunda yetkili Suriye Devleti ve Suriye’nin bölgesinde barış içinde ve güvenli bir ortak yaşam teşkili konusunda çaba sarf eden Cumhurbaşkanı Şara için kabul edeceğini düşünmediğimiz bir husustur. Sayın Suriye Devlet Başkanı Şara’nın temsil ettiği ve benimsediği tarafsızlık, Suriye içinde ve komşu halklar arasında sorunların çatışmasız ve silahsız olarak çözülmesi yoluna gidilmesi ilkesi ve anlayışının böyle bir sorumluluğu üstlenmeye engel teşkil edeceği düşüncesini taşıyoruz.

Hizbullah, İran’a yakın bir inanç ve anlayış içinde olup toplumsal hayatını Lübnan’da sürdürmekte olan yerleşik Müslüman bir halkın ortak savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır. Hizbullah, İsrail’in Lübnan’a yönelik yıkıcı ve şiddet yanlısı işgal ve bombalama eylemlerinden en çok etkilenen ve zarar gören Lübnan’da yerleşik bir Müslüman halk olarak varlığını Lübnan topraklarında sürdürmek istemektedir. Lübnan’ın Suriye Devleti ile ortak sınırları bulunmaktadır. Yıllar önce Esat zulmünden kaçan birçok Suriyeli, Lübnan ve Suriye sınır bölgesinde mülteci olarak yaşamaktadır.

Başkan Trump’ın, Hizbullah’ın İsrail’in her gün aralıksız devam eden saldırılarına karşı meşru müdafaa kabilinden kendini koruyucu zorunlu savunma önlemlerini bahane ederek, İsrail’in bir savunma kalkanı olarak Hizbullah’la çatışmaya girmesini istenmesi ve hatta buna memur edilmesi bölgede tam bir fitne ateşinin yakılmasına sebep olacak demektir.

İsrail ve Netenyahu’nun bölgede en çok istediği ve fakat sağduyulu ve ileri görüşlü Ülke Yöneticileri tarafından engellenerek bir türlü gerçekleştiremediği gizli plan; Bölgenin en hassas konusu olan ve zaman zaman da ayrıştırma ve çatıştırma unsuru olarak kullanılan “Şii ve Sünni” inanç gruplarının; bu gruplar aynı etnik kökenden geliyor ve aynı Dinin mensupları olsalar bile çatışmalarını sağlayarak, gerçekleştirmekte zorlandıkları gizli emellerini sinsice gerçekleştirmek konusundaki maharetleri ve iki yüzlü davranma becerileridir.

Siyonist İsrail bunu çok iyi bilir ve zaman zaman da kullanmak yoluna gider. Lübnan Hizbullahı ve Başkan Şara arasında, Suriyenin kendisini hiç ilgilendirmeyen sebepler dolayısı ile “Şii ve Sünni” çatışmasına yol açacak mekanizmalar kurgulamak, Suriye Devleti ve Başkan Şara ile yakın komşuluk ve “Müttefiklik” ilişkisi bulunan Türkiye’yi hiç istemediği Şii Hizbullah ve İran toplumuna düşman haline getirerek çatıştırmak hayalinin gerçekleştirilmesi konusunda sinsi bir plan olarak düşünmek gerekiyor.

Sayın Başkan Trump, böylesi absürt bir görevi Sayın Şara’ya tevdi ederek Netenyahu ve Siyonist İsrail’in memnuniyetini ve gönlünü kazanmak istiyor ise bu abes düşüncesinden dolayı yanıldığını söyleyebiliriz.

Netenyahu ve Siyonist İsrail maskesi takmış Trump’ın bu tür oyun ve planları sağduyulu bölge Ülkeleri Yöneticileri ve Halkları tarafından tüm tahrik, tertip ve sahte kurgu ve oyunlara rağmen çoktan görülmüş, önlenmiş ve bölgede kardeş kanının dökülmesinin önüne geçilmiştir. Bölgedeki Ülke Başkan ve Yöneticilerinin emperyalizmin bölgedeki hesapları konusunda gerçeği gören gözleri açılmış bulunmaktadır.

Sayın okuyucu son söz olarak, üzerinde durduğumuz konu ile ilgili en taze ve yüreğimize su serpen açıklama bizzat konunun birinci derecede muhatabı olan Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’dan gelmiştir. Sayın Şara Uluslararası bir medya kanalına 22 Haziran 2026 tarihinde yapmış olduğu açıklamada, Sayın Başkan Trump’ın dünya kamuoyunda tereddütlere ve yanlış anlaşılmalara yol açan beyanları ile ilgili şu açıklamaları yapmış, yaklaşık ve özet olarak şu anlamlı ifadeleri kullanmıştır: “Öyle zan ediyorum ki Sayın Başkan Trump’ın Suriye ve Hizbullah konusundaki açıklamaları yanlış anlaşıldı. Suriye olarak biz kardeş Lübnan Devleti ve halklarına karşı duyarsız değiliz. Lübnan Devleti ile sınır güvenliği başta olmak üzere ekonomik, insani ve sosyal sorunlarla ilgili yakın iş birliği ve ortak çalışmalarımız var. Bu çalışmaları hukuki bir zemin içinde geliştirmek ve karşılıklı olarak ticari ve insani konularda iş birliğimizi resmi düzeyde bir esasa bağlamak istiyoruz. Sayın Trump’ın söylediği ve anlaşılması gereken, bu konularda iki yakın komşu ve sınırdaş Devlet olarak çok taraflı insani, toplumsal çalışma ve katkılarımızın Başkan Trump tarafından takdir edildiği ve destekleneceği yönünde anlaşılmalıdır.”

 

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
https://www.bncmedyahaber.com/yazar-28-subat-iran-ve-amerika-israil-savasI-sonrasI-bolgesel-bir-barIs-nasIl-saglanabilir-1257.html

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: AMERİKA, –, İRAN, BARIŞ, ANTLAŞMASINDA, NETENYAHU, ÇATLAĞI!,
Yorumlar
Haber Yazılımı